Biz, eskiden bilmezdik kim türk, kim kürt, sonradan çıktı bu.
10:58

Biz, eskiden bilmezdik kim türk, kim kürt, sonradan çıktı bu.



- biz eskiden hep beraber yaşardık, bilmezdik, sormazdık da, kim alevi kim sünni...

ulan öküz aleyhisselam... sen yeni öğrendin de, o adam bilmiyor muydu kendisinin ermeni, seninse türk (veya bu bağlamda müslüman) olduğunu? hiç mi düşünmedin bu asimetrinin sebeplerini?

neyse küfretmeden gitmeye çalışalım.
ama çok acayip lan. bu lafları eden, verili bağlamda normal/doğal sayılan aidiyete (etnik/dinî/vb.) mensubiyetinden dolayı farklılıkları algılamadığının, herkes kendisi gibiymiş gibi yetiştirildiğinin farkında değil. ona iç huzuru sağlayan ayrımsız, kaynaşmış bir kitle illüzyonunun bedelini, kürtlüğü, aleviliği, gayrimüslimliği bir ayıp gibi saklayan azınlık kuşaklarının ödediğini hâlâ idrak etmemiş. hiç sormamış kendisine, yahu ben bilmiyordum kim kürt, niye bilmiyordum yahu, bu adamlar kürtçe konuşmuyorlar mı kendi aralarında? ticaret yaptığım bir ermeni'nin yanında iftardan, kurbandan bahsediyoruz arkadaşlarla, niye bir kere olsun kiliseden bahsetmedi bu adam bana?

bu soruları sormamış, şimdi diyor ki bizde yoktu böyle ayrımlar.

nedir ima ettiği: bu ayrımlar sonradan, dış güçlerin oyunlarıyla ortaya çıkmıştır. yani ayrımın kendisinin sonradan ortaya çıktığını elbette iddia etmez (çok salak veya çok cahil olmak gerekir bunun için), rumların da kürtlerin de alevilerin de epey uzun zamandır mevcut olduğunu kabul edecektir. ancak şöyle düşünür: üzeri kendiliğinden örtülmüş, uyur durumdaki aidiyetlerdir bunlar; tarihin hasbelkader insanlara serpiştirdiği ancak artık hükmü kalmamış kimliklerdir. kendisi nasıl kendiliğinden türkçe konuşmakta, kendiliğinden folk sünni-islamın kültürel kodlarıyla yaşamaktaysa, herkes öyle kendiliğinden bürünmüştür benzer bir kamusal kimliğe. bu azınlık aidiyetlerinin üzerindeki örtünün travmayla, korkuyla, hatta zaman zaman silahla örüldüğünün, ve altında kalanlara ne kadar ağır geldiğinin farkında değildir. dolayısıyla bu örtü aralandığında şaşırır, suçlu aramaya başlar - tarihin doğal seyriyle oluşmuş ulusal birlğimiz, kötülüğümüzü isteyen birilerinin artık ölmeye bırakılması gereken aidiyetleri kışkırtmasıyla ortadan kaldırılmaktadır. hayır, örtünün altından filiz veren kimlikler gerçek olamaz, hep bu amerikalılar, bu avrupalılar, bu işbirlikçiler... neyse, inkâr evresi geçince, epeyce bir zamandır farklılıkların üzerine serilmiş örtünün gerçeğin ta kendisi olduğuna ikna olmuş millî birlikçi muhafazakârımız için travma evresi gelecektir: o kum rengi örtünün altında, fanusta güçlükle ve itinayla yeşertilen bitkiler gibi kök salacakları zemini bekleyen rengârenk tomurcuklar mevcuttur. ve bu tomurcuklar, en azından örtü kadar gerçektir. welcome to the flora of the real.

_______
p.s. örtüden, örtünün altındakilerden filan bahsedince, bir an özcü oldum sandım, kan ter içinde uyandım. bahsettiğim tomurcuklar vb., insanların içlerinde taşıdığı kürtlük, alevilik özellikleri (özleri) filan değil, cemaat yapıları sayesinde egemen toplumsal yapının taarruzundan masun tuttukları yaşama pratikleri, yani dilleri, adetleri, ritüelleri filandır. yoksa yani sene olmuş 2012, en son kayıtlara geçen öz vak'ası kim bilir hangi yüzyıldaydı.