Yalnızlığın pornosu. (a.r. ünal)
13:02

Yalnızlığın pornosu. (a.r. ünal)


Mevcut olan durumumda nereden başlayacağımı bilemedim. Başlık konusunda biraz zorlandım. Bu yazıyı yazdıktan sonra arkadaşımın ilk dikkatini çeken başlık olmuştu.
Yalnızlık Pornosu nedir amk? Yalnızlığı mı sikiyorsunuz demişti, gülümsedim. İnsanları düşündüm, bir de kendimi düşündüm. Yalnızlığın içinde geçen -her ne kadar yolun başında da olsak- o sikimsonik zamanı düşündüm. Hayvanları, çiçekleri, böcekleri, her sabah otobüse-metroya yetişmek için koşturan işçileri, bilboardların yanındaki dilenciyi, sonbaharı -özellikle yağmurlu-serin geçen geceleri-, doğmayacağını bildiğim halde kışın beklediğim güneşi, annemi, babamı, ablamı, birkaç arkadaşımı ya da arkadaş gibi davrananları, devrimi, yani birçok şeyi düşündüm. Yalnızlığın belki de güzel tarafı buydu. Sürekli düşündürüyordu ama belli etmeden, bir yandan da kalbinizi sikiyordu.
Yalnızlık denilince, insanın aklına ilk gelen şey genelde tek başına yaşayan veyahut tek başına gezen, dolaşan insanlar aklınıza geliyordur muhtemelen.
Yalnızlık, aslında böyle değerlendirilmemeli. İki kişi, yalnızlığını paylaştığında ortaya tek bir yalnızlık çıkmaz mı? Ortak bir yalnızlık. Şehvetli, maceralı ya da ne bok derseniz artık. Aradığımız şey belki de budur.
Kimileri yalnızlığını bir başkasıyla paylaştı, kimileri yalnızlığı sevemedi, kimileri sadece kişisel yalnızlığı sevdi ve kimileri ise yalnızlığını paylaşacak birini bulduğu halde 'paylaşamadı'.
İşte bu durumda sadece beklemek düştü, belki umutsuzca belki delice gelebilir bazı insanlara, beklemek.
Bir insan neden bekler? Ya geleceğini tahmin eder o şeyin ya da gelmeyeceğini bildiği halde bekler. 
Biliyorum, ikisi de çelişmekte. Ama elimizden -elimden- gelen başka birşey yok, yani beklemekten başka.
Demiş ya Ortaçgil;
  "Sen hep kendine önlemler aldın, ben kendime yasaklar koydum" diye.
İşte belki de bu durumda olmamızın en büyük sebeplerinden biri buydu.
Kişi, karşısındakini istediği kadar sevsin, istediğini yapsın, karşıdaki bunu görmedikten veya gördüğü halde birşey hissetmediği takdir de hiçbir şey yapamıyorsun. İşte bu duruma kısaca bok çukurunda boğulan insan diyoruz biz. 
Yok, olmuyor. Ne yapsak başaramıyoruz. Olmuyor, olamıyor. Sorun ya beynimiz de ya da kalbimizde. Uyuşmuyor ikisi, beceremiyorsun. Beynin istediğini söylesin, kalbine yenik düşüyorsun. Sikmişim on ayını, 10 asır beklerim diyorsun. Kısacası beynin mastürbasyon yaparken kalbin sadece düşünüyor. Alın, bir çelişki daha. 
Yok dostlarım, böyle salak bir durumdaysanız, boş boş gezip, hiç bilmediğiniz yerleri onu düşünerek dolaşıyorsanız, her gördüğünüz insanda onu görüyorsanız, her konuştuğunuz insanın yerine bir an onu koyup beyninizin uçsuz bucaksız yerlerinde onu konuşturuyorsanız, hiç bilmediğiniz, tanımadığınız insanlara onu, heyecanlı bir şekilde anlatıp sonunu getiremiyorsanız, her gece onu düşünüp uyuyamazken, her sabah uyandığınızda ilk ona günaydın diyemiyorsanız, kısacası yarrağa yemişiz demektir.
Beyin, mastürbasyon yapmaya devam ede dursun, kalbiniz de düşünmeye, aklınız onda kalmaya devam ederken siz de uçsuz bucaksız bir pornonun içinde yüzmekten başka birşey yapamazsanız. Yalnızlık, sizinle taşşak geçer, yalnızlık, yalnızlığıyla kalır ve siz onsuz kalırsınız.
Ve şimdi bir kez daha düşünün, sadece son bir defa. Ama iyi düşünün, beyninizle ya da götünüzle değil, kalbinizle düşünün. Tabii becerebilirseniz. 

09.02.2012 - Aren R. Ünal