Aynadaki yalnız orospu çocuğu.
12:56

Aynadaki yalnız orospu çocuğu.


adam sakindi. hem de bütün olanlara rağmen. asla yakmadığı tek dal sigarasını elinde çevirerek sahil yolunu arşınlıyordu. sabah yağan yağmura rağmen hava güzeldi. o gece uyumak için uygun bir hava olduğunu düşünüyordu. tek sorun bütün yolu geri dönüp, küçük battaniyesini almak olacaktı. dönerse orada sızıp kalmaktan korkuyordu. uyumak için bulduğu güzel ve sıcak bir yerdi aslında, bir lokantanın arkasında bulmuştu. sanki onca yapay binanın içnide kendiliğinden oluşmuş bir sığınak gibiydi. çöp konteynırı ve yangın merdivenin tam arasındaydı. kopmuş kapağı araya sıkıştırıp üzerine de battaniyeyi örtünce tam bir kulübe oluyordu.

ama adam bugün açık ve temiz havada uyumak istiyordu. çünkü hayatanın son gecesi bile olabilirdi. yaklaşık on beş dakika önce vurulmuştu ve kan kaybediyordu. yırtık pantolonundan bir parça koparız böbreklerini parçalayan kurşun yarasını temizlemeye çalışmıştı. ancak hastaneye gitmediği için bunun da pek işe yaramadığını biliyordu.

yine de sakindi. hayat devam etmiyordu, kulağında uçmuş ses tonuyla her şey yoluna girecek diyen bir zencinin sesi yoktu. son bir kaç aydır kendisini dilenci sanıp üç beş kuruş atan süslü kadınlar dışında kimseyle konuşmamıştı. kendisine seslenen mülk sahiplerini duyuyor, ama duymazdan geliyordu. seslerinde hep aynı öfke vardı çünkü.

“defol burdan.” 
“siktir git kapımın önünden”
“al şu 5 lirayı da git. gözüme görünme bi daha”



bunun sebebini parlayan vitrin camlarına güneşli bir havada baktığında rahatlıkla anlayabiliyordu adam. uzun ve dağınık sakallar, saçlarla karışmıştı. suratı pislikten kararmıştı, kıyafetleri yırtık içindeydi. kolunun altından düşürmediği iki kitap okunmaz haldeydi. belindeki bira şişesinden leş gibi kokular yükseliyordu. dişleri sararmış, bir kaçı dökülmüştü. ama bunlardan öte suratında bir şey vardı. bir orospu çocukluğu diye düşündü adam. suratında kesinlikle bir orospu çocukluğu vardı. o parlak vitrin camından kendisine sırıtıyordu resmen. kendisiyle dalga geçiyordu. 

aynadaki pis orospu çocuğu kendi haline bakmadan karşısındakiyle dalga geçiyordu. aşağılıyor ve ondan iğreniyordu. o kimdi? paramparça kıyafetler ve leş gibi kokan bir derinin altında ne vardı? kiminle dalga geçtiğini sanıyordu bu pis moruk? 

adam bütün bunları düşünüp gülümsedi. ancak aniden gelen bir öğürme bütün gülümsemesini kesti ve adamı nerdeyse yere yıkıyordu. yavaşça bir bankın üzerine oturdu. karşısında bir kaç geminin ışıklarıyla inci gibi parıldattığı karanlık deniz duruyordu. burnuna güzel kokular geliyordu. bir kaç metre ötede denizciler balık kızartıyor olmalıydı. 

“bunu kazanmak için ne yaptılar” dedi adam zorla konuşarak. “ben bunu hak etmek için ne yaptım?” 

ne yaptığını düşündü. eline aldığı üç beş poşete ganimet toplamak içni sokakları dolaşıyordu. geçen gün çöpte bulduğu müzik çalardan kulağına bir zenci kadın yok ağlamak yok diyordu. üzerinde yüzüne bir gülücük kondur yazan ambalajı alıp torbasına koymuştu. şimdiden akşam yemeğini çıkarmış sayılırdı. başka bulabileceği şeyler var mı diye bakmak için yine zengin mahallelerinden birine uğramıştı. kafası, yalnız olmayan insanların sıklıkla gözden kaçırdığı yerdeydi. yerde. 

yalnız insanlar asfalta bir yakınlık duyarlar. her zaman üzerinde gidebilecekleri ve kendilerine yol gösterebilecek bir dost gibidir asfalt. ve bir de gökyüzü tabi. gökyüzünü katleden kaosu ve fırtınaları o yüzden sevmezler. yalnızlık yolun başı ve sonu arasında katettiğin mesafeyle ölçülür. senin için yolculuk, asfaltı unuttuğun zaman bitmiştir.

gözünü yerden bir bağırışla kaldırabilmişti. güzel giyimli sarı saçlı, dolgun memeleriyle göz dolduran bir kadın, bir binadan fırlamıştı. gözyaşları makyajını akıtıyordu. genç bir kızın da elini tutuyordu. kız 15 yaşlarındaydı. siyah saçlı temiz yüzlü tatlı bir kızdı. arkasından iki tane izbandut çıkmış ve küfürler savuruyordu. kadın doğruldu ve küçük çantasından küçük bir tabanca çıkarıp izbandutlara doğrulttu. küçük kız kadının koluna yapışmaya çalıştı ama kadın kendini kurtardı.

“beni mekandan atmak ne demek? hepinizi tırnağımla alırım ben be!” diye bağırdı. 

orospu, diye düşündü adam. yoluna devam etmeden önce olaya biraz daha yaklaştı. heriflerden birisi de belinden bir tabanca çıkarıp kadına doğrulttu.

“indir lan silahı, kime artistli yapıyon sen? kızının yanında sikmiyim ebeni.”

kadın bir el ateş etti. ve herifi omzundan vurabildi. adam öfkelenip ateş etti. sarı saçlı kadın yere yığıldı. diğer kız bir adım gerileyip donakalmıştı. adamlar silahı bu sefer kıza doğrulttular. 

işte o an adam kızla göz göze gelmişti. bir damla yaş ve ümitsizlik vardı. bütün bu karmaşanın içinde yalnızlığın en derin anlamları kendini belli ediyordu. her şeyden öylesine uzaktı. yalnızca orada bulunduğu için bunlar başına geliyordu. yalnızca o orospunun kızı olduğu için. 

adam, uzun süredir hissetmediği bir şeyi hissetti o an; öfke. bu kahrolası yaşama karşı büyük bir öfke duyuyordu. ondan kurtulmak istedi ve kendini sarı saçlı kadının düşürdüğü silahı almak için öne atarken buldu. bu arada kızla kurşunun arasına girmiş, böğrüne bir darbe almıştı. silahı yerden kavrayıp iki adamı indirdi. içinden inanılmaz bir kahkaha fırladı. gökyüzünü yardı ve resmen sabahki fırtına kadar gürültü yarattı. 

adam rahatlamıştı. gülümseyerek arkasına kıza döndü. ama kız orda değildi. elindeki telefonu kulağına götürmüş bir şeyler konuşarak hızla uzaklaşıyordu. adam bir kaç kelimeyi seçebildi; aşkım, öldü, lütfen. gülerek silahı kıza doğrulttu. ama ateş etmekten vazgeçti ve silahı atıp sahile doğru yürümeye başladı.

şimdi o bankta oturmuş, kızaran balık kokuları altında sızmayı bekliyordu. kulağında aynı müzik çalar. bu kez ağır bir ses sakin bir ses tonuyla mırıldanıyor. bu son, benim tek arkadaşım, bu son. iki elini de doldurmuş kırmızı kanına baktı. güldü.

“biradan sararmamış.”