- biz eskiden hep beraber yaşardık, bilmezdik, sormazdık da, kim alevi kim sünni...

ulan öküz aleyhisselam... sen yeni öğrendin de, o adam bilmiyor muydu kendisinin ermeni, seninse türk (veya bu bağlamda müslüman) olduğunu? hiç mi düşünmedin bu asimetrinin sebeplerini?

neyse küfretmeden gitmeye çalışalım.
ama çok acayip lan. bu lafları eden, verili bağlamda normal/doğal sayılan aidiyete (etnik/dinî/vb.) mensubiyetinden dolayı farklılıkları algılamadığının, herkes kendisi gibiymiş gibi yetiştirildiğinin farkında değil. ona iç huzuru sağlayan ayrımsız, kaynaşmış bir kitle illüzyonunun bedelini, kürtlüğü, aleviliği, gayrimüslimliği bir ayıp gibi saklayan azınlık kuşaklarının ödediğini hâlâ idrak etmemiş. hiç sormamış kendisine, yahu ben bilmiyordum kim kürt, niye bilmiyordum yahu, bu adamlar kürtçe konuşmuyorlar mı kendi aralarında? ticaret yaptığım bir ermeni'nin yanında iftardan, kurbandan bahsediyoruz arkadaşlarla, niye bir kere olsun kiliseden bahsetmedi bu adam bana?

bu soruları sormamış, şimdi diyor ki bizde yoktu böyle ayrımlar.

nedir ima ettiği: bu ayrımlar sonradan, dış güçlerin oyunlarıyla ortaya çıkmıştır. yani ayrımın kendisinin sonradan ortaya çıktığını elbette iddia etmez (çok salak veya çok cahil olmak gerekir bunun için), rumların da kürtlerin de alevilerin de epey uzun zamandır mevcut olduğunu kabul edecektir. ancak şöyle düşünür: üzeri kendiliğinden örtülmüş, uyur durumdaki aidiyetlerdir bunlar; tarihin hasbelkader insanlara serpiştirdiği ancak artık hükmü kalmamış kimliklerdir. kendisi nasıl kendiliğinden türkçe konuşmakta, kendiliğinden folk sünni-islamın kültürel kodlarıyla yaşamaktaysa, herkes öyle kendiliğinden bürünmüştür benzer bir kamusal kimliğe. bu azınlık aidiyetlerinin üzerindeki örtünün travmayla, korkuyla, hatta zaman zaman silahla örüldüğünün, ve altında kalanlara ne kadar ağır geldiğinin farkında değildir. dolayısıyla bu örtü aralandığında şaşırır, suçlu aramaya başlar - tarihin doğal seyriyle oluşmuş ulusal birlğimiz, kötülüğümüzü isteyen birilerinin artık ölmeye bırakılması gereken aidiyetleri kışkırtmasıyla ortadan kaldırılmaktadır. hayır, örtünün altından filiz veren kimlikler gerçek olamaz, hep bu amerikalılar, bu avrupalılar, bu işbirlikçiler... neyse, inkâr evresi geçince, epeyce bir zamandır farklılıkların üzerine serilmiş örtünün gerçeğin ta kendisi olduğuna ikna olmuş millî birlikçi muhafazakârımız için travma evresi gelecektir: o kum rengi örtünün altında, fanusta güçlükle ve itinayla yeşertilen bitkiler gibi kök salacakları zemini bekleyen rengârenk tomurcuklar mevcuttur. ve bu tomurcuklar, en azından örtü kadar gerçektir. welcome to the flora of the real.

_______
p.s. örtüden, örtünün altındakilerden filan bahsedince, bir an özcü oldum sandım, kan ter içinde uyandım. bahsettiğim tomurcuklar vb., insanların içlerinde taşıdığı kürtlük, alevilik özellikleri (özleri) filan değil, cemaat yapıları sayesinde egemen toplumsal yapının taarruzundan masun tuttukları yaşama pratikleri, yani dilleri, adetleri, ritüelleri filandır. yoksa yani sene olmuş 2012, en son kayıtlara geçen öz vak'ası kim bilir hangi yüzyıldaydı.
Biz, eskiden bilmezdik kim türk, kim kürt, sonradan çıktı bu.
10:58

Biz, eskiden bilmezdik kim türk, kim kürt, sonradan çıktı bu.



1
sevgili bayan milena’ya,
size önce prag’dan, ardından da meran’dan yazdığım kısacık mektuplarıma kesinlikle cevap beklemiyordum. umduğum gibi karşılık yazmadınız da sevinmem gerek. sessiz kaldığımız her 

2
gün iyi olduğumuzun işaretidir. bu yüzden sevinmem gerek ki, iyi olduğunuzu bildiğim için..
yarım kalmış bir düş gibi. önümden geçip gidiyorsunuz. masalar, sandalyeler, geçtiğimiz yer, hatta elbiseniz bile gözümün önünde. yüzünüzün, ayrıntılarını çıkaramıyorum. kötü bir yarım düş olsa gerek bu. çok ilginç, hem de çok..

3
tüm gece yağan yağmur nihayet durdu. kutlayacağım bunu. kutlama şeklim ise size yazmak. bu amansız yağmurda insanın tek mutluluğu yabancı bir çevrede olması..
Franz Kafka
12:37

Franz Kafka


SANSASYONEL! SAPINA KADAR İBNE! AHLAKSIZ! KURAL TANIMAZ! ŞİDDET DOLU! PORNOGRAFİK! İĞRENÇ!

Evet, Ravenhill’in metni için genel söylenen-yazılan ifade kelimeleri bunlardır. Oysa denmesi gereken tek şey var: SADECE GERÇEK.

Alışveriş ve Sikiş’e aslında küresel dünyanın net bir özeti olarak bakmak kesinlikle mümkün.

Aleks Sierz, kitabındaki: “yeni bir duyarlılık” olarak niteler Ravenhill’in Alışveriş ve Sikiş metnini; evet bu tartışmasız bir ŞOK’tur. Ve aslını isterseniz uyuşturulmuş ve gözünü yalancı-yapay siyaset bürümüş gösteri toplumunun en son numunesi Türk halkı, içinde bulunduğu ne alışverişin ne de sikişin farkında değildir.

Aslında Ravenhill; Douglas Coupland’ın X Generation’da, Bret Easton Ellis’in Less Than Zero da Tama Janovits’in Slaves of New York’unda olup bitenlerden aldıklarıyla Amerikan Edebiyatı’nın 90 yılları temsilcilerinin (Amerika’nın hala var olan son edebi atağı) bize fısıldayabildiklerini AÇIK VE AĞIR SAHNEYE KOYUYORDU!
Alışveriş ve S*kiş
14:02

Alışveriş ve S*kiş


Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
biraz nietzsche biraz kant kafan karışmış belki
parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
iyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
işin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık.
küsmesi, barışması, ayılması, bayılması
hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
hepsi ağzıma sıçtı..

her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
içime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
ben seni severim sevmesine de
iş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
Kim uğraşacak?
14:44

Kim uğraşacak?


Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Sen herşeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Yalnızsa,
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep..
Düşünemezsin




Yanar
Sobasında
Yalnız’ın
Üşüyen
Bakışları.

Lâmbasında
Karanlığa dönük
Bir ışık
Titrer
Sönük-sönük.

Penceresi
Dışına kapanmıştır,
Kapısı
İçine örtük.


Yalnız
Bin yıl yaşar
Kendini
Bir an’da




Yalnız’ın
Nesi var, nesi yoksa
Tümü birdenbire’dir.

Yalnız
Bir ordudur
Kendi çölünde..

Sonsuz savaşlarında
Hep yener
Kendi ordusunu.

Yalnız’ın
Sakladığı bir şey vardır;
Boyuna yerini değiştirir,
Boyuna onu arar..

Biri bulsa diye.




Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.

Ayrıca;
Hem efendisi,
Hem kölesidir
Kendisinin.

Tadını çıkaramaz
Görece’siz dünyasında
Hiçbirisinin.


Yalnız
Sürekli dinleyendir
Söylenmemiş bir sözü.





Sözünde durması
Yalnız’ın yalancılığıdır
Kendisine..

Hep yüzüne vurur utancı..
O yüzden
Gözlerini kaçırır
Gözlerinden.




Yalnız’ın odasında
İkinci bir yalnızlıktır
Ayna.




Yalnız
Hep uyanır
İkinci uykusuna.




Yalnız
Kendi ben’inin
Sen’idir.

Bir sözde saklanmış bir yalanı
Bir gözde okunduğundan
Bakmaz kendi gözlerine bile.




Her susadığında
O
Kendi çölündedir.




Kendi öyküsünü
Ne anlatabilen,
Ne de dinleyebilen.

Kendi türküsünü
Ne yazabilen,
Ne söyleyebilen.




Bir zamanlar güldüğünü
Anımsar
da..

Yoğurur hüzün’ün çamurunu
Avuçlarında.




Yalnız
Aranan tek gördü tanığıdır
Yargılanmasında
Kendi davaasının..

Her duruşması ertelenir
Kavgasının.


Yalnız
Hem kaptanı
Hem de tek yolcusudur
Batmakta olan gemisinin..

Onun için
Ne sonuncu ayrılabilir
Gemisinden,
Ne de ilkin.





Yalnız’ın adı okunduğunda
Okulda ya da yaşamda..
Kimse
“Burada”
deyemez..
Ama
Yok da..




Uykunun duvarında başladı..
Önceleri bir toz gölgesi sanki;
Sonra bir yumak yün gibi.

Ama şimdi iyice görüyor
Örümceğin ağını
Gün gibi.




Yalnız
Duymuş olduğunun sağırı,
Görmüş olduğunun körü
Dür..

Ölür ölür öldürür,
Öldürür öldürür ölür.

Duyduklarını unutur,
Duyacaklarını düşünür.




Yalnız’ın adına
Hİç kimse konuşamaz..

O
Kendi kendisinin
Sanığıdır.

Yalnız
Önceden sezer
Sonra olacakları.
Paylaşacak biri vardır;
Anlatır anlatır ona
Olanları, olmayacakları.

Her leke
Kendisiyle çıkar.
Özdemir Asaf - yalnız'ın durumları
14:35

Özdemir Asaf - yalnız'ın durumları


Mevcut olan durumumda nereden başlayacağımı bilemedim. Başlık konusunda biraz zorlandım. Bu yazıyı yazdıktan sonra arkadaşımın ilk dikkatini çeken başlık olmuştu.
Yalnızlık Pornosu nedir amk? Yalnızlığı mı sikiyorsunuz demişti, gülümsedim. İnsanları düşündüm, bir de kendimi düşündüm. Yalnızlığın içinde geçen -her ne kadar yolun başında da olsak- o sikimsonik zamanı düşündüm. Hayvanları, çiçekleri, böcekleri, her sabah otobüse-metroya yetişmek için koşturan işçileri, bilboardların yanındaki dilenciyi, sonbaharı -özellikle yağmurlu-serin geçen geceleri-, doğmayacağını bildiğim halde kışın beklediğim güneşi, annemi, babamı, ablamı, birkaç arkadaşımı ya da arkadaş gibi davrananları, devrimi, yani birçok şeyi düşündüm. Yalnızlığın belki de güzel tarafı buydu. Sürekli düşündürüyordu ama belli etmeden, bir yandan da kalbinizi sikiyordu.
Yalnızlık denilince, insanın aklına ilk gelen şey genelde tek başına yaşayan veyahut tek başına gezen, dolaşan insanlar aklınıza geliyordur muhtemelen.
Yalnızlık, aslında böyle değerlendirilmemeli. İki kişi, yalnızlığını paylaştığında ortaya tek bir yalnızlık çıkmaz mı? Ortak bir yalnızlık. Şehvetli, maceralı ya da ne bok derseniz artık. Aradığımız şey belki de budur.
Kimileri yalnızlığını bir başkasıyla paylaştı, kimileri yalnızlığı sevemedi, kimileri sadece kişisel yalnızlığı sevdi ve kimileri ise yalnızlığını paylaşacak birini bulduğu halde 'paylaşamadı'.
İşte bu durumda sadece beklemek düştü, belki umutsuzca belki delice gelebilir bazı insanlara, beklemek.
Bir insan neden bekler? Ya geleceğini tahmin eder o şeyin ya da gelmeyeceğini bildiği halde bekler. 
Biliyorum, ikisi de çelişmekte. Ama elimizden -elimden- gelen başka birşey yok, yani beklemekten başka.
Demiş ya Ortaçgil;
  "Sen hep kendine önlemler aldın, ben kendime yasaklar koydum" diye.
İşte belki de bu durumda olmamızın en büyük sebeplerinden biri buydu.
Kişi, karşısındakini istediği kadar sevsin, istediğini yapsın, karşıdaki bunu görmedikten veya gördüğü halde birşey hissetmediği takdir de hiçbir şey yapamıyorsun. İşte bu duruma kısaca bok çukurunda boğulan insan diyoruz biz. 
Yok, olmuyor. Ne yapsak başaramıyoruz. Olmuyor, olamıyor. Sorun ya beynimiz de ya da kalbimizde. Uyuşmuyor ikisi, beceremiyorsun. Beynin istediğini söylesin, kalbine yenik düşüyorsun. Sikmişim on ayını, 10 asır beklerim diyorsun. Kısacası beynin mastürbasyon yaparken kalbin sadece düşünüyor. Alın, bir çelişki daha. 
Yok dostlarım, böyle salak bir durumdaysanız, boş boş gezip, hiç bilmediğiniz yerleri onu düşünerek dolaşıyorsanız, her gördüğünüz insanda onu görüyorsanız, her konuştuğunuz insanın yerine bir an onu koyup beyninizin uçsuz bucaksız yerlerinde onu konuşturuyorsanız, hiç bilmediğiniz, tanımadığınız insanlara onu, heyecanlı bir şekilde anlatıp sonunu getiremiyorsanız, her gece onu düşünüp uyuyamazken, her sabah uyandığınızda ilk ona günaydın diyemiyorsanız, kısacası yarrağa yemişiz demektir.
Beyin, mastürbasyon yapmaya devam ede dursun, kalbiniz de düşünmeye, aklınız onda kalmaya devam ederken siz de uçsuz bucaksız bir pornonun içinde yüzmekten başka birşey yapamazsanız. Yalnızlık, sizinle taşşak geçer, yalnızlık, yalnızlığıyla kalır ve siz onsuz kalırsınız.
Ve şimdi bir kez daha düşünün, sadece son bir defa. Ama iyi düşünün, beyninizle ya da götünüzle değil, kalbinizle düşünün. Tabii becerebilirseniz. 

09.02.2012 - Aren R. Ünal
Yalnızlığın pornosu. (a.r. ünal)
13:02

Yalnızlığın pornosu. (a.r. ünal)


Sevgili Milena,


Merak ediyorum seni Milena. Kalem tuttuğun elini, saçlarını ve ruhunun sürekli ağladığını yansıtan gözlerini. Soğuk bir ürperti geliyor Milena, üşüyorum senin adını her andığımda. Küfürbaz Kafka burada olsaydı herhalde küfrederdi bana. Ama ne yapayım Milena sana olan aşkım dinmiyor, incitiyor beni.


Milena, Havva’nın elmayı ağaçtan koparması gibi bir şey. (Günah sayılan bu olayı, kimsenin anlamayacağı gibi anlıyorum kimi günler..) Havva elmayı yemek için koparmış da olabilir, hoşuna gittiği beğendiği için koparmıştır- belki de. Âdem’e gösterebilmek için yalnız. Koparmak önemli değildi anlaşılan, ama elmayı dişlemek sonucu doğurmuş oldu., Elmayla oynamak sonucu doğru olmayabilir, ama yasakta edilmemişti ki.


Hain olarak düşünebilirler beni fakat ben seni yazdıkların için de sevdim –her ne kadar onları aşkına söz geçiremeyen Franz’a yazdıysan da– ama sen başkaydın Milena hasta bir adamı sevecek kadar hastaydın. Beni belki o kadar sevmedin hatta hiç sevmemiş de olabilirsin ama kendimi frenlemeye yeltenemiyorum. Deli mi oldum bende bilmiyorum. Kafam hiç yerinde değil. Yalnız göz kapaklarımı hareket ettirebiliyorum. Sevgilim artık gözlerim bile ışıldamıyor. Artık ne yapacağımı da bilmiyorum. Dün öğle üzeri avludan gelen kuş seslerinin her tarafa dağıldığı şahit oldum. İlk önce avludan gelen kuş sesleri beynimim içine girmeye çabaladılar. Bir bulut gibi toplandılar, acı çığlıklarıyla sana olan aşkımı köreltmeye çalıştılar. Kendime geldiğimde bedenimdeki titreme beni öyle bir hale getirdi ki.. Ama yılmadın sana olan sevgimi sorgulamadım asla. Bütün gece yankı yapan sese kulak vermemeye çalıştım. Seni düşündüm.


Kötüyüm Milena, bilmediğin kadar kötü.. Onun için bağırıyorum ya! Meleklerin sesi sandığınız, cehennemin dibindekilerin türküsüdür.
Kötüyüm Milena
13:49

Kötüyüm Milena


Hep uzaklara gitmek isteriz
Bir yerlere,
İsmini duymadığımız, yolunu bilmediğimiz
Kimsenin bulamayacağı, gözden kaybolabileceğimiz
Aslında kendimizden kaçıyoruzdur sadece
Başka bir şeye gücenip, kızıp, alınıp, darılıp
Kendimizden kaçıyoruzdur.
Uzakları hayal ederiz,
Gidebilir miyiz peki?
Gerçekten bırakıp gidebilir miyiz?
Kendi benliğimizi bırakıp, kişiliğimizden vazgeçip?
Sanmıyorum.
Kimse kendinden kaçamıyor,
Kimse uzağa gidemiyor
Sadece hayal ediyor, düşünüyor ve uygulamıyor.
Üzerinden geçince hayal kırıklıklarının
Acısı da unutuluyor, yarası da…
Kalan iz içinde kalıyor.
Uzaklar, uzaklığına dönüyor.
Yeşillikler yine gri, maviler yine siyah.
Uçup gidiyor hayaller böylece.
Sen yine sana kalıyorsun,
Yaptıklarınla, yapamadıklarınla, gidemediklerinle…
Benim cidden uzaklarım var. (a.r. ünal)
10:33

Benim cidden uzaklarım var. (a.r. ünal)