bejanım...
08:26

bejanım...



Eylül'ün yine ilk günleriydi. Bejanla beraber çay içip cigaralarımızı tüttürecek yer arama derdindeydik. -ki bulduk. Oturduk. Dikkatimizi ilk çeken, karışımızdaki çitin hemen arkasındaki kedi oldu. Çitin arkasına saklanmış bizlere dışardan bakıyordu öyle. Ama bir o kadar dikkatli, tedbirli. Sanki biri ona taş atacak, o da hemen kaçacak bir delik arayacak, girecek edasıyla hazır bekliyordu öyle.
Sonra bizden haylice yaşlı bir ablamız, 'Ne içersiniz?' diye sordu bize.
Biri demli olsun. Diğeri de birazcık açık.
Bejan çayını ne demli ne de çok sıcak sevmezdi. Belirli ritüelleri vardı. 
Ona göre sıcak çayı hemen içmek, yemek borusu kanserine yakalanma şansını 10 kat arttırıyormuş falan.
'Hewal' dedim, 'Boşver onları, bir defa geliyorsun şu dünya'ya. Ye, iç, sıç ne olacak sanki!?' dedim. Demez olaydım. Başladı yine 'Çok sigara içip, fazla bira içip, çayı da su gibi tüketiyor 'muşum, sağlığıma dikkat etmem gerekirmiş, yoksa Kürdistan'ı göremezmişim" diye espri de yapınca gülmeye başladık bir an.
Gittiğimiz yerler, öyle yerler ki, ne Wan'a benzer ne Amed'e...
Başladı bana anlatmaya Wan'ı. Bende bir yandan cigaramı yakıp, çayımı yudumlayıp dinliyordum onu.
Tam anlattığı sırada da durdu bir an, "Baksana" dedi, arkamı döndüm, kedi çitten içeri girmiş, yanımıza kadar gelmiş, bizi dinliyormuş. 
Tabii Bejan durur mu, "Kedi de kesin Kürt kedisidir ha!" dedi. Başladık gülmeye. Sonra bir baktık ki, o cânım mekanın sahibi de bizle beraber gülüyor. Bejanım durur mu, "Yav orada tek güleceğine gel, beraber gülelim ablam" dedi. 
Geldi, oturdu. Cigaramdan ikram ettim, öyle bir dertli aldı ki eline cigarayı, kibriti öyle savurdu ki söndürürken... Bir nefes aldı, sonra da bir of çekti. Başladı anlatmaya;
Amed'de öğretmenlik yaparken bir adama aşık olmuş, birbirlerini her aşk hikayesindeki gibi çok sevmişler. Yedikleri, içtikleri ayrı gitmez imiş. Sonra da madem bu kadar birbirimizi seviyoruz, evlenelim demişler.
Evlenememişler.
İstemeye gitmişler, ailesi ben Kürt'e kız filan vermem demiş, üstüne kovmuş bir de bunları. Bursa'dan dönmüşler yine Amed'e boyunları bükük.
Ablamız anlattıkça, Bejanla her göz göze geldiğimizde kaçırdık gözlerimizi birbirimizden. Bejan'da Kürt, hem de öyle böyle değil tam Kürt. (Ne demekse artık)
Anası, babasını kaybetmiş Bejan. Onun hikayesini de yazdım uzun uzun. 
Bizim aileye bak birde...
Bir yandan Ermeni, bir yandan da hâlâ o Türklük damarları devam ediyor ya, nasıl tav oluyorum anlatamam.
İnsanın kökenini saklaması, ne olduğunu kimseye anlatamaması kadar kötü bir şey daha yokmuş bu hayatta, onu anladım ben acı olsa da.
Bir an durduk, "Çayımız bitmiş" dedi ablamız, gitti içeri çay getirmeye. Biz de başladık kediyi sevmeye Bejanla...