Bir Sokak Kedisinin Hüzne Yansıması
11:30

Bir Sokak Kedisinin Hüzne Yansıması



Karanlık sokağın başında, kedilerin kapı önlerinde, o güzel insanların bıraktıkları kaptan sularını içiyorlardı alelacele. Beş yudum alıyorsa altıncı yudumunda berisini kolluyordu. Böyle öğrenmişti yaşamayı. Ömründe hiç berisine bakmadan, su ya da süt hatta ve hatta ciğer dahi yememişti. Onca şımarıklığına rağmen, yine de onu kucağına alıp; öpüp, koklayıp, sevgi sözcükleri fısıldamadı kimse. Herkes ürktü, pislik içinde yaşıyor dedi, pire vardır bunda deyip aşağıladı, kapısının önündeki çöpü karıştırırken, toplumda gördüğü haksızlığa vermeyeceği bir tepkiyi, ufacık, kimsesiz kedilere verdi; küfür etti, kovdu, üzerine su attı.

Bir sokak kedisinin yaşadığı hüznü okuduk. Okumakla kalmadık, bunu kendi açımızdan da sorgulayıp, ben de mi böyle yaptım zamanında sorusunu getirdik akıllara.

Abiler, bir kedinin hüznü çok ağırdır, kaldıramayız.

Yine bir gün, masama yerleşmiş işlerimi hızlıca yetiştirmeye çalışırken, laptop çantamı, ayağımdaki botların bağcıklarını kemirdiği yetmezmiş gibi, sol baş parmağımı öyle derin tırmaladı ki bir anda. Acıdan kıvrandım, koşar adım lavaboya gittim, bir yandan parmağımı kavrulmuş soğan gibi morarttıp, diğer yandan da akan kanı izliyordum. O anda aklıma annem geldi. İstanbul'da, yalnız başıma, bir evde ne yapacağımı bilemeden etrafıma baktım. Annem olsaydı ne yapardı diye sordum içimden. Peçeteyi kaptığım gibi parmağıma doladım. Aynanın yansımasından, kapının o çürümüş yerinden, iki gözün bana endişeyle baktığını gördüm. Cinayeti işleyip, olay mahaline gelen katil gibi. "Yaptığını gördün mü?" dedim, sanki beni anlayacakmış gibi. Ardından kendi kendime konuştuğumu anlayınca lavabodan çıkıp, kolonyağını almaya gittim. Lakin bulamadım. Evimde kolonyağının olmadığını çok sonradan fark ettim.

Bilgisayarın başına oturmuş, son satırlarımı yazıp, makaleyi bir an önce göndermem gerekiyordu. Kahvemi tazeleyip, dışarıdaki yağmuru izledim bir süre, ardından her makale yazmaya başladığım zaman dinlediğim türküyü açtım;





Ben son cümlelerimi yazarken, birden masanın üzerine zıpladı. Peçeteden rahatsız olduğum ve biraz da kaşındırdığı için çıkartmış ve kan lekesiyle çalışmaya, yazmaya devam ederken, masanın üstüne zıplamanın vermiş olduğu korku, biraz kızgın ve alabildiğine de sevip okşama duygusuyla göz göze geldik. Başını yavaşça eğip, sağ patisiyle ilk önce sol kolumu durdurdu, ardından diğer patisini de kullanarak yaralanmış, üzerinde hâlâ taze kanın olduğu yaramı, sanki çok büyük bir suç işlemiş de, bir türlü fırsat bulamamış özür dilemeye edasıyla, kendince affettirmeye çalışıp yalıyordu.

Bitirmesini bekledim. Uzunca ona baktım. Masadan kalkıp, camın önüne geçip tekrar dışarıyı izledim. Türküyü tekrar başa alıp, biraz hüzünlenip bir sigara yakıp, büyük bir neşe içerisinde kedimle oynadım.

(Fotoğraf: Barbara Bourreau)