Yatak örtüsü
13:16

Yatak örtüsü


Ölümü düşünmek veya bizlere kalan acılar, kaygılar ya da toplumun örtbas etmeye çalıştığı değerleri bir güvercinin yumurtasını koruması misali korumaya, ilerletmeye ya da bizlerin bazı zamanlar anımsadığı bu yitip gitmeye yüz tutmuş her bir değerin, insanın ardından bıraktığı kırıntıların peşinden gitmek, izlediğimiz bu yolda bazen çaresiz kalıp, ruhunu da yanına alıp hep hayalini kurduğumuz ya da ismini daha önce hiç duymadığımız bir şehre kendimizi atıp; yağmurun ya da o gri havanın kuşkusunda kendimizi boğduğumuz, kimi zaman bir kadeh şarap ile kimi zaman kıyıda kalmış, kapağı sararmış bir kitap ile bazen ise elimizi çenemizin altına koyup, perdenin arkasından gizlice dışarıyı izlemek gibi, hayata, insana dair geride kalan ne varsa, yatağın hep tam ortasına değil de köşesine oturup, ocakta unuttuğumuz ve kaynamasını beklediğimiz suyun iyice tükenmesi gibi; zamanla ve ölümle sınanıp duruyoruz.

İnsanın hayatını bir kitap, bir insan ya da bir mekân dahi değiştirebiliyor kimi zaman. Bazen bu üç nedenle ortaya çıkartacağımız bir imge ilişkisi ise, bizim aslında naif olan bedenimizin ve ruhumuzun birbiriyle iletişime geçmesini sağlıyor. Dolu olan ama bize her daim boş gelen odamızın, her gün yatmaktan ya da yazmaktan, boş zaman geçirmekten yana hiçbir şey yapmayıp, kendimizi geçtim; duvarın dilinden dahi anlamayan asalak bir toplum olduğumuz aşikâr.

Yatağımda hep bir yatak örtüsü kullanmayı sevdim. Yatak örtüsü ya da ismine ne diyorsanız; sanki gece boyunca gördüğümüz bir rüya, bedenimizin dinlendiği ve ruhumuzun harekete geçtiği, uykuya henüz başlamadan kurduğumuz hayalleri, korumak için o örtüyü kullandığımı biliyorum. İnsanın yatak çarşafının ne renk olduğunu, yorganın hangi desen ile göründüğünü, yastığın küçüklüğünü ya da genişliğinin ne kadar olduğunu benden başkasının görmesiyle, benim çırılçıplak İstiklal Caddesi'nde dolaşmam ile aynı gibi geliyordu. Yatak örtüsünü sevmek, hem acıyı korumak hem de yalnızca bana kalan tek yaşam alanı korumamla eşdeğer gibi. Önce gece uyumadan düzenli bir şekilde katlayıp, kenara koymak. Ardından da sabah uyanıp yataktan kalktığımızda, terlikleri de giyer giymez; o katlayıp kenara koyduğum yatak örtüsünü, yorganı da düzeltmem ile üstüne serip, ardından masanın üstündeki bardağı da bulaşık makinesine yerleştirip çıkmam ile kendimi rahat hissederim. Hayatımda yalnızca üç defa yatağımı toplamadan evden çıkmış ve o günün bitmesini bir an önce isteyerek, eve döner dönmez iki saat sonra tekrar uyuyacağımı bildiğim halde o yatağı tekrar düzenlerdim. Ve hâlâ pijamalarımı; sıcacık bırakıp, yataktan çıktığım o çarşafın tam ortasına yerleştirir idim. Sadece bir yatak, yorgan ve çarşaf üzerine aynı zamanda bir yatak örtüsünün belki de bir koruyucu çember olduğu yönündeki şu tezim, bazılarınıza gülünç, aptalca ya da düzenli veya korkutucu da gelebilir. Aslında pek de umurumda değil gibi. Ama bana kimse, yorganın altında kurduğu hayallerin bir benzerini, metrobüste ya da otobüste veya dolmuşta kurduğunu da söylememeli. İnanamam sadece.

Unutmadan, Pazar günleri yataktan çıktıktan sonra camı açıp, hâlâ yatağı havalandırmaya, biraz nefes almasına yardımcı olanlar, bu imgeleri kendine teslim etmesi, kendisi ve yarınları için geçerli bir sebep olamaz mı?

Belki...

(fotoğraf)