Gittiğim yollar bitmiyor bir türlü. İçmek isteyip, içemediğim sigaralar, duraklarında bekleyip, binemediğim otobüsler, sıraya geçip ödemediğim faturalar, yorulup bir türlü koyunlarında dinlenmediğim kadınlar... 

Vapurun kapısına doğru yaklaşırken kalabalığın içerisinde kayboldum bir süre. Ardından ince bir sarsıntı ile kolumu çarptım, telefonumu düşürdüm yere. Kırmızı ayakkabılı, ince bacaklı, her iki ayak bileğinde ufak tefek yaralar ve telefonun tam da sol ayağının kemiğinin üzerine düşmesiyle acıyla sarsıldı kadın; tıpkı bir martının, gemiyi karaya uğurlaması gibi.

Sol elindeki telefonu sağ eline alıp, eğilerek önce telefonumu aldı, ardından ayağına dokundu. Aynı anda ben telefonuma, o ise ayağının acısına doğru eğilirken, saçlarından mıdır bilinmez, bir koku yayıldı burnuma. Sanki bir kış günü, cayır cayır yanan sobanın sıcağından bunalmış, pencereden dışarıya doğru kar yağışını izlediğin sırada, camı açıp biraz hava almak istemişsin de, pencereyi açar açmaz yüzüne vuran o keskin havayı bütün vücudumda hissetmiş gibi oldum. 

"Bir şeyiniz var mı?" diye sorduğum vakit, "Hayır, teşekkürler." cevabını aldıktan sonra telefonumun durumunu sormuştu. Yüz üstü düşmüştü çocukken sık sık yaşadığım gibi. O telaşla telefonu cebime koymuş, vapurun kapıları açılana dek kadını rahatsız etmeden süzmüş, çantasından bana göz kırpan kitabın ne olduğunu çözümlemeye çalışmış, lâkin bir türlü anlayamamış ve okuyamamıştım. 

Vapurdan indikten sonra yürümeye başlamış, cebimdeki telefonu çıkartıp incelemiş ve camının kırık olduğunu gördüğüm an önce üzülmüş, sonra da anlamsızca gülümsedikten sonra, sağ omzumda bir sıcaklık hissedip arkama dönmüş ve yine küçükken en sevdiği oyuncağı kaybedip, en sonunda bulan çocuğun sevinci gibi bir ifade belirmişti yüzümde. Fark etmişti kadın ve telefonumun durumunu tekrar sormuştu. 

"Biraz acelecisiniz, bu saatte işe de gitmediğinize göre ya bir randevuya ya da insanlardan kaçıyor gibi uzaklaşıyorsunuz." cümlesini kurmuş ve benden bir cevap bekler edasıyla dudaklarını hafifçe oynatıp, biraz alaycı biraz da merhamet eder gibi bana bakıyordu. Yakın bir arkadaşım ile buluşacağımı bilmeme rağmen, sadece yürüyüşe çıktığımı söylemiş ve kadının tepkisini ölçerek kendime yalan söylemiştim. 

Beklemediğim bir şekilde, beraber yürümemiz gerektiğini söyleyen bir cevap almıştım. "Barış Bıçakçı okuyan adamdan zarar gelmez, biraz yürüyelim." deyip, yürümeye başlamıştık. 

Ardından, kitabımı açıp, altını özenle çizdiğim cümleyi sesli okumasını istedim. 

"Konuşuyordu derya. herkes herkesle dostmuş gibi, değilse de hemen olabilirmiş gibi bütün engelleri bir hamlede aşarak, ama bunun için gerilecek bir mesafe olmalı, tabii bir de spor ayakkabılar, mümkünse eşofman, sağlıklı beslenme..." 


...
Sol ayağım
17:02

Sol ayağım